Kaçış
Hava soğuktu. Bu ıslak taşlı sokaktan son geçişim olmayacak biliyorum, sokak lambasının altında durdum ve son bir kere ardımda bıraktığım o eve baktım. Gölgeler içinde kalmıştı. Şimdi dönsem kimse farketmezdi ne yaptığımı, daha kararımı veremeden yürümeye başladım. Bu sefer kalbim yönetiyordu ayaklarımı, korkularımı cebime atıp, adımlarımı sıklaştırdım.
O korkunç dik yokuşun dibine vardığımda marinanın ışıklarını görebiliyordum ve denizin kokusu...Kalbime işlemişti sanki. Yağmurun yüzüme vurduğunu fark ettim bir an, orda ne kadar süre dikildiğimi bilmiyorum.Ekmek bıçağıyla kestiğim saçlarımı babamın şapkasının altına iyice sıkıştırıp, paltomun yakasını dikleştirdim ve devam ettim.Marinaya indiğimde gördüğüm tablo tam bir karmaşaydı.İnsanlar ordan oraya koşturuyor, kimisi mal yükleme derdinde kimisi kavga edip bağırıyor ama herkes ne yaptığını biliyordu ve herkes bir yere yetişiyordu. Ben hariç, pis bir duvarın kenarında saklanmış etrafa baktım sadece; üç tekne ve bir yolcu gemisi vardı o gece, ışıl ışıldı gemi kocaman 3 borusu vardı yüzlerce küçük gözü olan bir deve benziyordu -oraya ait olamazdım hiç bir yere ait değildim aslında ama beni evime götürecek olan bu süslü gemi değildi. İki çocuk ellerinde maytaplarla koşarak geçtiler yanımdan, aydınlattıkları teknenin boyası açık maviydi ve ismi...kararımı verdim.Eve gidiyordum, evim neresiyse artık.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilKarşımda sanki beni sürükleyecek bi hikayenin giriş satırlarından farkı olmayan çok ince ve bi o kadar da hoş tasvierlerle süslenmiş şirin bi yazı gördüm.. tüm roman/hikayeler bu türden bir durum tasviriyle başlamak ister özellikle ben bunu okduğum çoğu Elif Şafak ve Anton Çehov yazılarında görebiliyorumm inan bu yaşına rağmen bu söz ettiğim olgunluk senin yazında fazla
YanıtlaSilHem senin adına hem de kendi adıma sevindiğim bi nokta var o da şudur;
senin tarzın bu yazıdan anlaşılacağı gibi Martı gibi hikaylerini severek ve aklımın en güzel köşesine yazarak okuduğum Antov Çehov ve Sait Faik Abasıyanık ile çok benzer bence. Maupassant tarzı daha çok seviilse de ben bu tür durum tasviri yapan tür olan Anton Çehov tarzını sevdim hep.
Son olarak şunu ekleyemedn geçemicem kendine özgü hazırlamış olduğun benzetmelerine bayıldım be Ezel :)) ne yapmışın öyle sen bi durum tahlilinde bulunması gerek benzetme sanatını çok güzel yerinde ve akılda iz bırakacak bi şekilde göstermişsin yazında.. dahası yazındaki objelere geçişlerin de güzeldi ; ''eve baktım. Gölgeler içinde kalmıştı.'' , ''Ekmek bıçağıyla kestiğim saçlarımı babamın şapkasının altına iyice sıkıştırıp'' ''üç tekne ve bir yolcu gemisi vardı o gece, ışıl ışıldı gemi kocaman 3 borusu vardı yüzlerce küçük gözü olan bir deve benziyordu''.. bunları çok hoş boldum diyebilirim rahatlıkla.. ve bence bu yazı temeli iyi olan güzel bir hikaye/ romanın ilk satırlarını hiç sırıtmadan olgunluğuyla, durum tasvirleriylee , yerine uygun benzetmeler oluşturabilir. çok net
Ellerine kalemine ve bu türden güzelim tasvirleri beyninin ince dokularına sağlık Ezel, teşekkürler.. Well Done !;)
30 Aralık 2012 09:37
Ezeel! Diğer yorumun yanında basit ve sığ kalabilir ama diyeceğim şudur ki, hakikaten o kadar iyi betimlemişsin ki sanki filme yeni başlamışken pause tuşuna basmışım gibi... Devamını bekliyorum!
YanıtlaSilCesaret ettiğin kadar küçük değil miydi dünya? Kaçışın her türlüsünü yaşamış ruhuna ayak uyduramamıştı bir türlü vücudun...Onun suçu yoktu oysa...Sen değil miydin arkadan seslenenleri hep duyan; arkandakiler için önüne hep duvarlar kuran? Sahi ne zaman yıktın bu duvarları?
YanıtlaSil